24.04.2018 05:37
::Atatürk::
Das Leben von Atatürk
Chronologie
Aussagen
Man Sagt Über Atatürk
Anıtkabir
Atatürk's Musikauffassung
Meb Atatürk
Üye Kayıt İstatistikleri
Kayıtlı: 19241

Bugün: 3
Dün: 40
Bu Hafta: 23
Bu ay: 375
Bu yıl: 1508
Yeni Kullanıcı : GrokSar
Çevrimiçi Kullanıcılar
Çevrimiçi Ziyaretçiler: 2

Çevrimiçi Üyeler: 0

Toplam Üye Sayısı: 13,422
En Yeni Üye: alpgok1968
Ana Menü
Flash Dil Oyunları
Ana Sayfa
Downloads
Linkler
Resim Galerisi
Sık Sorulan Sorular
Almanya Haritası
::Planlar::
İlköğretim Yıllık Planlar
İlköğretim Günlük Planlar
Lise Yıllık Planlar
Lise Günlük Planlar
::Soru Bankası::
Soru Bankası İlköğretim
Soru Bankası Lise
KPDS - KPSS
ÜDS
YDS
SBS
AİO ve AÖL
::Dosyalar::
Arbeitsblätter
Dokümanlar
Zümreler
Öğretim Programları
Yönetmelikler
Ders Kitapları
E-Kitap
Sketche
Programlar
::DaF::
Online Übungen
Online Adjektive Lernen
::Sizde Katılın::
Sık Kullanılanlara Ekle
Sitemizi Tavsiye Ediniz
::Haber::
Son Dakika
Eğitim Haberleri
Emek Haberleri
Almanya Canlı Radyo
Die Deutsche Zeitungen

Sudoku Oyna
Almanca Dersler
Almance Video Kursu
canoo.net
canoo.net
Duden Online
Duden
Online Wörterbuch
Tıklayınız
Sunular İçin Tıklayınız
Tıklayınız
Sunular İçin Tıklayınız
Das Zitat des Tages
Das Zufallszitat
En Son Makaleler
DaF ist spitze!
Rotkäppchen und der ...
Roland und der Drache
Hänsel und Gretel
Herr Johns
RSS Yayın
RSS - Weblinkleri
RSS - Makaleler
RSS - Haberler
RSS - Programlar
Security System 1.8.3 © 2006 by BS-Fusion Deutschland
DaF
Makale Hiyerarşisi
Makaleler ana sayfası » Almanca Atasözleri,Deyimler,Özlü Sözler » ALMANCA DEYİMLER
ALMANCA DEYİMLER
zeit langem :
uzun zamandan beri,epeydir

ein Gesicht machen wie drei Tage Regenwetter :
surat asmak, suratından düsen bin parca olmak

lange Finger machen :
eli uzun olmak, çalmak, hırsızlık yapmak

einen Bärenhunger haben :
kurt gibi aç olmak ( Los, Mutter! Ich habe einen Bärenhunger.;Haydi anne! kurt gibi acim.)

von Zeit zu Zeit :
ara sıra, zaman zaman, fırsat buldukça

jemandem von etwas (davon) keine Silbe sagen :
birine tek sözcük söylememek, hiç söz etmemek
...Treppen hoch wohnen : ...nci katta oturmak ( Meine Tante wohnt drei Treppen hoch.; Teyzem üçüncü katta oturuyor.)

von etwas kann Rede sein :
söz konusu olmamak, ihtimal disi olmak ( Von deiner ehe mit diesem Mädchen kann keine Rede sein.;Bu kizla evlenmem söz konusu olamaz.)

sich Mühe geben :
caba harcamak, gayret göstermek, didinmek ( Wer sich Mühe gibt, hat Erfolg.;Caba harcayan basarili olur.)

sich in die Länge ziehen :
uzamak

Köpfchen haben :
zeki olmak, kafalı olmak, kafası çalışmak

jemandem etwas ins Gesicht sagen :
birine bir şeyi yüzüne (karşı) söylemek

kein Blatt vor den Mund nehmen :
ağzında bakla ıslanmamak, açık sözlü olmak

keinen Finger rühren :
parmagini ( bile) oynatmamak,elini sürmemek, karışmamak,aldırış etmemek
es zieht : esiyor, hava akimi var

Tag und Nacht :
gece gündüz

sich Rat holen :
akil danışmak, fikir almak

mehr und mehr :
Durmadan, gittikçe artan ölçüde, devamlı

Ach! Lassen Sie doch! :
bırakın Allah aşkına! hiç yararı yok

im Grunde (genommen) :
aslında, aslına bırakılırsa,gerçi (Im Grunde mag ich keine Kartoffeln.:Aslında patates sevmem)

sich etwas durch den Kopf gehen lassen :
düşünüp taşınmak, uzun süre kafa yormak

das ist die Frage :
şüpheli, belli değil

sein Brot verdienen :
geçimini sağlamak, ekmek parası kazanmak

in Stürmen regnen :
bardaktan boşalırcasına, (sağanak halinde) yağmak

es gut mit jemandem meinen :
birine karşı iyi niyet beslemek, onun hakkında iyi şeyler düşünmek

im Laufe der Zeit :
zamanla, yavaş yavaş

zu sich kommen :
kendine gelmek, kendini bulmak

Geschmacksache :
zevk meselesi ( Du magst keine Schokolade? Geschmacksache.: Cikolata sevmez misin? Zevk meselesi.)

das ist keine Frage :
kesinlikle, hiç kuskusuz

dabei sein, etwas zu tun :
(bir isi) o anda yapıyor olmak

von Tag zu Tag :
günden güne, gün geçtikçe

Rücksicht nehmen :
dikkate almak, göz önüne almak, gözetmek

mit offenem Munde dastehen :
ağzı ( bir karış) açık kalmak

bei Laune sein :
keyfi yerinde olmak

von Kopf bis Fuss :
baştan aşağı, tepeden tırnağa

ein Gesicht machen (ziehen, schneiden) :
yüzünü ekşitmek, yüzünü buruşturmak

jemandem freistehen :
( bir şeyi yapmakta) serbest olmak

da ist nichts dahinter :
değersiz olmak, önemsiz olmak

unter anderem :
bunun dışında, bunun yanısıra

recht behalten :
hakli olmak, hakki olmak

sich etwas nicht gefallen lassen :
izin vermemek, kayıtsız kalmamak, göz yummamak

eines Nachts :
bir gece

etwas leicht nehmen :
kolaya almak, hafife almak, önemsememek

so gut wie :
hemen hemen, aşağı yukarı

sich Gedanken machen :
düşünmek

Haare auf den Zähnen haben :
kaba ve itaatsiz olmak, ters ve aksi cevaplar vermek

jemanden hat gut lachen :
şansı yerinde olmak, avantajlı olmak (Du hast gut lachen. Das Spiel hast du gewonnen. :Haydi yine şanslısın. Oyunu kazandın.)

unter uns gesagt :
aramızda kalsın, laf aramızda

jemandem zu dumm werden :
sabrı taşmak, artik dayanamamak

einen guten Klang haben :
iyi isim yapmış olmak, iyi tanınmak

der Reihe nach :
sırayla

alle Hände voll zu tun haben :
çok isi olmak, başını kaşıyacak vakti olmamak

dahinter steckt etwas :
isin içinde bir is olmak

jemandem ein Licht aufgehen :
zihninde simsek çakmak, kavramak, anlamak

keine Nerven haben :
çelikten sinirleri olmak

unter der Hand :
el altından, gizlice

an der Reihe sein :
sıra kendinde olmak, sırası gelmek

von neuem :
yeniden, yeni bastan

Davon kann (weiss) ich ein Lied (zu) singen :
sen onu bana sor, bunun ne demek olduğunu bilirim

es gut haben :
şansı olmak, dört ayak üstüne düşmek

bis ins kleinste :
en ufak ayrıntılara değin

in die Hand nehmen :
ele almak

sei so gut :
rica etsem.., lütfen...

fürs nächste :
önce, ilk önce, simdilik, gecici olarak

jemanden nicht leiden können :
birini çekememek

Hand aufs Herz :
doğruyu söyle(yin)

es gut haben :
şansı olmak, dört ayak üstüne düşmek

Du hast es gut. Du machst die schriftliche Prüfung nicht mit.
Şansın var. Yazılı sınava girmeyeceksin.

Ihr Mann ist sehr reich. Sie hat es gut.
Kocası çok zengin. Dört ayaküstüne düştü.

keine Nerven haben :
çelikten sinirleri olmak

Menschen, die keine Nerven haben, sind erfolgreicher.
Çelik gibi sinirleri olan insanlar daha basarili oluyorlar.

Die Soldaten müssen keine Nerven haben.
Askerlerin çelikten sinirleri olmalıdır.

Jeden Tag:
her gün

schon gut:
peki, pekala

pech haben:
şansı olmamak. (Wir haben Pech.Es regnet:şansımız yok.Yağmur yağıyor.)

das macht nichts:
zararı yok. (ich habe keinen Bleistift.das macht nichts.:Kurşunkalemim yok.zararı yok.)

Jahre lang:
yıl boyunca

es geht:
söyle böyle, eh iste

einkaufen gehen:
alışverişe cikmak

es ist aus:
bitti, sona erdi, kapandi (Endlich ist es aus mit ihrer Freundschaft:nihayet arkadaşlıkları sona erdi.)

das ist alles:
Hepsi bu kadar

das wär's:
tamamdır,bu kadar

guten tag:
İyi günler, merhaba

recht haben:
hakli olmak, hakki olmak (ich glaube, es wird regnen. Ja,du hast recht.:Sanırım yağmur yağacak. Evet, haklısın.)


sagen wir:
diyelim ki....,farz edelim

zum erstenmal:
ilk defa, ilk kez

nichts dafürkönnen:
elinden bir şey gelmemek,çaresiz olmak,suç kendinde olmamak (ich kann nichts
dafür,wenn du nicht arbeitest.:Sen çalışmazsan ben bir şey yapamam.)

eines Tages:
günün birinde, bir gün

einen Augenblick:
bir dakika, bir saniye

von mir aus:
benim icin hava hos,fark etmez

mit einem Wort:
kısaca,tek sözcükle

keine Ursache!:
bir şey değil,rica ederim.

was soll das?:
bu (da) ne demek (oluyor)

Platz nehmen:
oturmak (Nehmen Sie Platz, bitte!: Oturun lütfen.)

auf die Nerven gehen:
birinin sinirlerine dokunmak,birini sinir etmek: (Mit deinen dummen Fragen gehst du mir auf die Nerven.:Aptalca sorularınla sinirime dokunuyorsun.)

das Licht anmachen:
ışığı açmak,ışığı yakmak

vor sich haben:
yapacak şeyi olmak (Ich habe heute vieles vor mir.: Bugün yapacak çok şeyim var.)

du meine Güte!:
Tanrım!,aman Allahım!,aman Yarabbi

in Frage kommen:
söz konusu olmak, (dein Problem ist nicht in Frage gekommen.:Senin problemin hiç söz konusu olmadı.)

im wege stehen:
engel olmak, karsisina çıkmak

Schule haben:
okulu olmak: (Heute haben wir keine Schule.: Bugün okulumuz yok.)

eine Rolle spielen:
bir rol oynamak,rolü olmak,önemi olmak (Der Beruf spielt im leben eine große Rolle.: Mesleğin yaşantıda büyük rolü vardır.)

nichts zu machen sein:
Yapacak hiçbir şeyi olmamak

leid tun:
üzgün olmak, acimak (es tut mir leid: üzgünüm)

im Kopf:
kafadan,akildan,akilda (Du kannst wohl nicht im Kopf rechnen.:Akıldan hesap yapamıyorsun demek.)

Got sei Dank! :
Allaha şükür!,çok şükür!

Bescheid wissen:
iyi bilmek (Weißt du Bescheid, was der Lehrer gesagt hat?:Öğretmenin ne dediğini iyi biliyor musun?)

weißt du was:
derim ki, diyorum ki, ne dersin?

den gleichen (anderen,nächsten usw.) Tag:
Ayni (diğer, ertesi vs.) gün

das ist seine Sache:
(bu) onun bileceği is,kendisi bilir

es ist mir (dir,...) recht:
benim icin hava hoş, bence bir sakıncası yok

es geht los:
basliyor (Los! Schnell! Schnell! Es geht los!: Haydi!Çabuk!çabuk!Başlıyor.)

aus dem Kopf:
akıldan, ezbere

auf jeden (keine) Fall:
her (hiçbir) durumda, her türlü (hiçbir) şartta, muhakkak (asla),kesinlikle,ne olursa olsun

im Augenblick:
bir anda,hemen,son hizla

unter Umständen:
belki,herhalde,uygun düşerse

Schluß machen:
bitirmek,son vermek (In zwei Minuten müßt ihr Schluß machen.:Iki dakikaya kadar bitirmelisin.)

erst recht:
inadına

kurz und gut:
kısacası,sözün kısası

grüss Gott!:
merhaba,selam

auf den Gedanken kommen:
fikrine varmak

schwarz sehen:
karamsar olmak,sonunu iyi görmemek (Er ist sehr krank.Ich sehe schwarz für ihn. Çok hasta,sonunu hiç iyi görmüyorum.)

in Ruhe lassen:
birini rahat bırakmak (Lass mich in Ruhe! Beni rahat bırak)

nach wie vor:
eski hamam eski tas,eskisi gibi

im Stande sein:
yapabilmek,elinden gelmek,ağzında bakla ıslanmamak

das gibt's nicht:
olanaksız,olamaz

zu Ende gehen:
bitmek,sona ermek

auf den ersten Blick:
ilk bakışta

es handelt sich um ...:
söz konusu olan..,önemli olan...

genug davon haben:
canina tak etmek, bezmek, artik yetmek

nicht gefallen:
iyi (sağlıklı) gözükmemek (Heute gefiel mir mein Vater nicht! Babamı bugün pek iyi görmedim.)

heute oder morgen:
bugün yarin (Heute oder morgen werde ich ein Auto kaufen. Bugün yarın bir araba satın alacağım.)

es kommt darauf an:
bakalım (Es kommt darauf an,dass er ins Kino kommt? Bakalım sinemaya gelecek mi?)

einigermassen:
söyle böyle, iyi kötü, asagi yukarı (Ich weiss einigermassen nasıl olduğunu iyi kötü biliyorum.)

keine Ahnung haben:
bilgisi olmamak (-Wohin ist er gegangen?,-Ich habe keine Ahnung. Nereye gitti, hiç bilgim yok.)

zu tun haben:
yapacak isi olmamak (Ich habe viel zu tun: çok isim var.)

zur Sache kommen:
kısa kesmek (Komm zur Sache! Ich habe keine Zeit.:kısa kes,vaktim yok.)

vor sich gehen:
olmak,vuku bulmak (Wie der Unfall vor sich gegangen ist! Kaza nasıl oldu)

einen Streich spielen:
birine oyun oynamak,oyun etmek (Versuch nicht,mir einen Streich zu spielen!: bana oyun oynamaya sakin kalkma!)

nach und nach:
yavaş yavaş

noch lange nicht:
katiyen,hiç,asla

ein klein wenig:
biraz,çok az, bir miktar

vor Hunger sterben:
açlıktan ölmek

nicht im geringsten:
asla,katiyen,hiç

den Entschluss fassen:
karar vermek,karara varmak

auf diesem Wege:
böyle,bu şekilde, bu yolla

im Schneckentempo:deve yürüyüşü,kaplumbağa yürüyüşü

Was suchst du hier?:burada ne yapıyorsun?

die Ohren spitzen:
kulak kabartmak

los sein: ...olmak :
Was ist los? Warum weinst du? (Ne var? Neden ağlıyorsun?)

den Kopf schütteln:
'hayır' anlamında kafasını sallamak,kabul etmemek : Der Lehrer schüttelte den Kopf.(öğretmen kafasını salladı)

hinter jemandem her sein:
birinin arkasından koşmak,birinin peşinde olmak : Di Männer sind hinter mir her. (Adamlar peşimde.)

ganz und gar:
tamamen, baştan aşağı

eins von beiden: ikisinden biri :
Grün oder blau. Wähle eins von beiden. ( Yeşil yada mavi.İkisinden birini seç.)

nicht ausstehen können:
çekememek, sevmemek, hoşlanmamak : Entschuldige! Aber ich kann heute abend deine Freunde nicht ausstehen. (Kusura bakma! ama bu aksam arkadaşını çekemem.)

zur Welt kommen:
dünyaya gelmek, dogmak

zu suchen haben :
aramak, isi olmak (Was hast du hier zu suchen? Burada ne arıyorsun?)

es satt haben :
bıkmak, karnı tok olmak,artik yetmek

von oben bis unten :
bastan aşağı,tamamıyla,tepeden tırnağa

mit Leib und Seele :
tüm benliğiyle, yürekten

das ist keine Kunst :
iş değil,hüner değil, babam da yapar

jemandem die Hand schütteln:
birinin elini sıkmak

Gas geben :
gaza basmak,gazlamak

zu Ende sein:
bitmek,sona ermek

die Achseln zucken:
omuz kaldırmak,omuz silkmek

sein Wort halten:
sözünü tutmak

auf die leichte Schulter nehmen:
hafife almak,kolaya almak,önemsememek

Schlag:
(saat) tam...da (Heute war ich Schlag neun im Büro. Bu gün tam dokuzda bürodayım.)

bis über die Ohren :
çok fazla, haddinden fazla

sein lassen:
yapmamak, yapmaktan caymak

vor kurzem :
birkaç gün önce,daha önce

aufs Haar stimmen :
tam tamına doğru olmak (Meine Ergebnisse stimmen aufs Haar;benim sonuçlarım tam tamına doğrudur.)

ein gutes (schlechtes) Gewissen haben: vicdanen rahat olma(ma)k, gönlü rahat olma(ma)k :
(Ich habe meinen Vater nicht belogen. Deswegen habe ich ein gutes Gewissen; Babama yalan söylemedim. bu yüzden gönlüm rahat.)

ein für allemal :
son olarak, son defa

ein Auge zudrücken:
göz yummak,mani olmamak (Ich drücke ein Auge zu, aber das soll das letzte Mal sein.;
Göz yumuyorum ,ama bu son olsun,)

zu weit gehen :
çok olmak, ileri gitmek

die Stirn runzeln :
yüzünü buruşturmak,yüzünü ekşitmek

schleudern :
kaymak,patinaj yapmak,savurmak

wie aus der Pistole geschossen :
su gibi (Ihr müsst die Wörter wie aus der Pistole geschossen sagen können.;Sözcükleri su gibi söyleyebilmelisiniz.)

nicht mehr mitmachen :
(artik bir iste ) olmamak

Klasse sein :
birinci sinif olmak,harika olmak,sahane olmak (Mensch! Das Buch war doch Klasse!; Yahu ,kitap harikaydı be!)

zur Hand haben :
elinin altında olmak,elinde (var) olmak

mit guten Gewissen :
gönül rahatlığı ile, huzur içinde, rahatlıkla

nicht fertig werden :
bir türlü unutamamak,akli fikri hep ayni seyde olmak,isin içinden bir türlü çıkamamak

eine Aufnahme machen :
fotoğraf çekmek,resim çekmek

das hat noch Zeit :
acele(si) yok

Tag für Tag :
her gün, her Allahın günü (Ich habe Tag für Tag gearbeitet ;her Allahın günü çalıştım.)

es fällt Schnee :
kar yağıyor

Platz machen :
yer açmak

mach's gut! :
iyi günler! hoşçakal! Haydi eyvallah

kreuz und quer :
her yana, sağa sola, bir aşağı bir yukarı

hier und da :
orada burada, yer yer, bazen ( Heute sind wir hier und da spazierengegangen; Bugün orada burada gezinti yaptık.)

Geld machen :
para yapmak, çok para kazanmak

Feierabend machen :
bitirmek, kapatmak, son vermek, paydos etmek

wieder auf den Beinen sein :
belini doğrultmak, islerini yoluna koymak;iyileşmek ( Bist du wieder auf den Beinen?; simdi iyi misin?)

mit der Zeit : zamanla, yavaş yavaş

(sich) zu Tode ( lachen,ärgern,..) :
son derece, çok fazla (gülmek,kızmak,..) ( Wenn Onkel Ahmet redet, lacht man sich zu Tode.;Ahmet amca konusunca gülmekten kırılırsınız.)

Schwarz auf weiss :
yazılı, kağıt üzerinde

keinen Pfennig wert sein :
beş para etmemek

den Mund halten :
çenesini kapamak,sesini kesmek,ağzını açmamak (Du sollst den Mund halten!Kapa çeneni!)
Yorum
Henüz yorum yazılmamış.
Yorum yaz
Yorum göndermek için lütfen üye girişi yapın.
Oylama
Sadece üyeler oylayabilir.

Oy verebilmek için lütfen üye olun ya da üye girişi yapın.

Henüz bir oylama yapılmamış.
Sayfa oluşturulma süresi: 0.27 saniye Anasayfa - Arama - Iletisim - Tavsiye Et - Site Haritasi - Yukari 6,854,521 Tekil Ziyaretçi